215391

Unutursam Fısılda…

Sosyal Paylaşım

Söz konusu Çağan Irmak olunca zaten kötü bir şey çıkması imkansız. Filmin galasına katılamadığım için gerçekten üzülmüştüm, filmi tüm ekip ile birlikte izlemek çok büyük bir keyif olacaktı ama maalesef bir arkadaşıma söz verdiğim için gidemedim. Tabii ki bu hafta sonu ilk iş filmi izlemeye gittim. Beni eski dönem yaşantıları ve kahramanları oldum olası hep etkilemiştir. Çok klasik olacak belki ama dünyanın bu kadar deforme olmamış ve içerisinde hala saflık barındıran o hallerini hep iç geçirerek anıyorum..

Sanırım filmde beni en çok etkileyen  Hatice’nin ailesinin karşı çıkmasına ve içinde bulundukları muhafazakar kasabaya rağmen hayallerinin peşinden gitmesi oldu. En büyük hayalim olan Tiyatro eğitimi almama karşı çıkan aileme Haticenin yaptığı gibi rest çekip, hayalimin peşinden gidemediğim ve bu nedenle yaklaşık 8 senedir yaptığım işi hala sorgulayan biri olarak, filmi bütün derinliklerimde hissederek, kalbim sızlayarak izledim. Filmde Hatice ne olursa olsun, ne yaşarsa yaşasın hayatının ve hayallerinin peşinden gittiği için bir gün bile pişmanlık duymadı, bense şimdi hayallerimin peşinden gitmediğim için her gün pişmanlık duyuyorum. Filmi izlerken ailelerin çocuklarının hayatını nasıl şekillendirdiklerini bir kez daha iç geçirerek izledim.

Filme geçmeden önce oyuncu tercihleri konusunda Çağan Irmak’ı bir kez daha tebrik ederim. Öncelikle Farah Zeynep Abdullah gerçekten günümüz genç kuşak oyuncuları arasında çok değerli bir yere sahip. Rolunun hakkını fazlasıyla veriyor, sanırım Hümeyra’nın gençliğini bu derece başarılı oynayabilecek daha iyi bir tercih olamazdı. Ayrıca sesi mükemmel, hatta mükemmel ötesi. Kenan Doğulu’nun müziklerine ayrı bir tat vermiş, bence kesinlikle bir single gelmeli… Hümeyra’nın sesine ve oyunculuğuna zaten hayranım, tek kelimeyle mükemmel!, Ayhan Sicimoğlu’nun da dediği gibi HASTASIYIM J Ayrıca Işıl Yücesoy, Mehmet Günsür ve Kerem Bursin’i de gönülden tebrik ederim. Işıl hanım’ın gençliğini oynayan arkadaşımızın Işıl hanım’a benzerliği ise şaşırtıcı, bir ara izlerken gerçeketen Işıl hanım’ın kendi gençliğini izliyormuşum gibi hissetmedim değil.. Kıyafetler ise gerçekten o dönemlerin modasını yansıtıyordu.

Filme gelecek olursak; Hanife, sağlık lisesinden henüz mezun olup, sağlık ocağında hemşirelik yapmaya başlar. Tamda muhafazakar ailesi ve çevresinin talepleri doğrultusunda bir yaşam sürer. İçine kapanık birisidir ve duygularını yalnızca içinde kendi kendine yaşar. Tek iyi tarafı kimselere göstermeden içindekileri şiir defterine aktarmasıdır. Kardeşi Hatice ise Hanife’nin tam tersi ailesi ve muhafazakar çevresine inat aykırı, başına buyruk ve  burnunun dikine giden bir kız. Filmdeki erkeklerle futbol oynama sahnesini izlerken dejavu yaşadığımı itiraf etmeliyim, benimde en sevdiğim şeydi ve erkek arkadaşlarım ile futbol oynadığım doğrudur, bu yüzden bu sahneyi bilinçsiz bir sırıtışla izledim :) Hatice şarkı söylemeye adeta aşık bir insan ve bütün hayalleri bu içinde bulunduğu duruma rağmen şarkı söylemek üzerine kurulu..

Birgün yine çevresindeki herkesi unutmuş halde şarkı söylerken kasabaya yeni atanan kaymakamın oğlu Tarık ile karşılaşır. Tarık’ta müziğe aşık birisidir ve hayallerinin ortak olduğunu farkederler. Her geçen gün biraz daha birbirlerine bağlanırlar.

Bu arada Hanife’de gönlünü Tarık’a kaptırır ve en kötüsü Tarık’ın kardeşine olan yakınlığını anlamayıp, kendisine olduğunu düşünür ve sonunda kardeşi Hatice ile Tarık’ı beraber görünce adeta yıkılır. Filmin tam bu sahnesinde insanın gerçekten yüreği sızlıyor, Hanife’nin yerinde olmak istemezdim diyor insan. Bu duygu çatışmasını o kadar güzel işliyorki Çağan Irmak, sizi adeta olayın içine alıyor ve birebir aynı duyguları yaşatıyor size. Ama asıl Hanife’yi yıkan Hatice’nin Tarık ile birlikte İstanbul’a kaçması olmuştur, üstelik kardeşi giderken şiir ablasının şiir defterini de yanında götürmüştür. Bu şiirler Ayperi’nin şöhret hayatınına adım atmasında büyük yardımcı olmuştur.

Hatice ve Tarık’ı ilk günlerde oldukça zorlu günler bekliyor İstanbul’da, Erhan’ın evinde saklanan çift, keşfedilebilmek için çok çalışırlar ama asla vazgeçmezler. Özellikle evde kayıt yapmaya çalıştıkları ve her seferinde simitçi, korna sesi, komşu şikayetleri gibi dış faktörler nedeniyle yarım kalan sahneler seyirci de tebessüm yaratan sahnelerdi.  Hatice-Tarık ve Erhan ceplerindeki son paraları birleştirip, dönemin en ünlü prodüktörü Kemal’e ulşır ve onu etkilemeyi başarırlar.. O günden sonra adeta hayatları değişir.. Hatice’nin artık Ayperi olmuş ve albümler, konserler, film çekimleri derken inanılmaz meşhur olmuşlardır. Bu arada Tarık ve Ayperi evlenir fakat masum başlayan bu ilişki meşhur olmanın yükü altında maalesef biraz ezilir. Her ne kadar Ayperi hayallerini gerçekleştirmiş gibi görünsede Tarık’ın tam olarak istediği bu değildir ve her seferinde Ayperi’nin gölgesinde kalır, bir süre sonra bu durum Tarık’a acı vermeye başlar ve kendini alkole verir. Tartışmaları sıklaşır ve bir gece yine tartışırlar, alkollü bir şekilde evden çıkan Tarık kaza geçirir ve hayattan kopup gider. Artık Ayperi ve Erhan birlikte yürümeye başlarlar bu yolda fakat işler istedikleri gibi iyi gitmez. Müzik piyasası sürekli değişiyor ve insanların beklentileri farklılaşıyordu, bu da özellikle Erhan’ı oldukça yaptığı işten soğutma noktasına getirir..Üstüne Ayperi’ye karşı duyguları da değişince durum işin içinden çıkılmaz bir hal alır. Erhan bu yükü daha fazla taşıyamaz ve İstanbul’u terk eder. Her daim Ayperi’ye sahip çıkan ünlü prodüktör Kemal’de hayata gözlerini yümmuştur. Ayperi artık yalnızdır..

Ayperi hesabını kitabını bilmez ve maalesef muhasebecisi kendsini dolandırır, tek varlığı olan Tarık ile aldıkları ilk ve içinde hatıralar dolu olan evi satmak zorunda kalır. Bu arada Ayperi Alzhemier olmuştur, gidecek başka yeri olmayınca, hayalleri için ayrıldığı kasabaya uzun yıllar sonra döner ve hastalığının da etkisiyle geçmişiyle hesaplaşmaya başlar ama yaptığı hiçbir şeyden pişman değildir, yine olsa aynısını yapacağından emindir.

Yılların hıncı içinde saklı olan Hanife geri dönen, herşeye rağmen canından çok sevdiği kardeşini ilk etapta hoş karşılamaz ama kardeşinin durumunu öğrenince daha fazla uzatamaz bu kırgınlığı ve kardeşine sahip çıkar. Kasabadakiler zamanında ünlü bir şarkıcı olan Ayperi’yi büyük bir merakla karşılar, bir komşuları ablası ile bir fotoğrafını gazetelere sızdırır ve Ayperi kötü durumda diye haberler çıkar. Bütün gazeteciler evin etrafına toplanır. Sanırım bu haberin en iyi tarafı Erhan’ın gelip Ayperi’yi bulmasıdır.

Ayperi için birçok ünlü şarkıcının katıldığı bir yardım konseri düzenlenir ve Erhan Ayperi’nin orada şarkı söylemesi konusunda ısrarcıdır fakat Ayperi artık şarkı sözlerini hatırlamaz, üstelik çalışabileceği elinde ne bir plak, ne bir şarkı sözü vardır. Tam bu esnada abla Hanife yıllardır herkesten gizlediği odanın kapısını Erhan ve Ayperi’ye açar, oda da  Ayperinin bütün plakları mevcuttur.

Ayperi bütün bu desteklerle son kez sahneye çıkar ve şarkısını söylemeden önce tüm dinliyicileri huzurunda ablası Hanife’yi sahneye davet eder ve önce ablasından özür diler, sonra herkese yazdığı şarkı sözlerinin aslında kendisine değil ablasına ait olduğunu itiraf eder.  Bunun verdiği gönül rahatlığı ile şarkıya başlamadan önce seyirciler önünde şarkı sözlerini unutmaktan korkuyla Ayperi ablasına dönüp UNUTURSAM FISILDA der..

Ayperi’nin aklında kalacak tek sahne işte o anda halkın delicesine onu alkışlayıp, ismini haykırmaları olacaktır..

Hepinize bir gün herşeyi unutacak yaşa geldiğinizde, yanınızda size her ne yaparsanız yapın, yine de size destek olacağından emin olduğunuz yakınlarınız olması ve UNUTURSANIZ FISILDAMALARI dileğiyle..

PS: Ben aşkımın elini tutarak izledim ve içimden bir gün herşeyi unutursam bana onun herşeyi fısıldamasını diledim.. <3

 

Leave A Comment?