fft64_mf1587604

'Başıma geldi: Bilgisayarım gay olduğumu düşünüyor'

Alternatif rock’ın dev ismi Placebo, 16 Ağustos’ta İstanbullu hayranlarıyla Parkorman’da buluşacak

Sosyal Paylaşım


placebo-too-many-friends

16 Eylül’de yayımlanacak 7. stüdyo albümleri ‘Loud Like Love’ın ilk single’ı ‘Too Many Friends’i geçen günlerde dinleme fırsatı buldu Placebo hayranları. Şarkıya “Bilgisayarım gay olduğumu düşünüyor” diye başlayan Brian Molko, yine her zamanki gibi iddialı ve farklı. Hayli karanlık bulduğu son albümü ‘Battle For The Sun’dan sonra yepyeni bir tarzda geri döndüklerini belirten Molko ve grubun bas gitaristi Stefan Olsdal, İngiliz müzik dergisi The Fly’da Alison King’in sorularını yanıtladı. 16 Ağustos’ta İstanbullu hayranlarıyla Parkorman’da buluşacak alternatif rock grubuyla ilgili tüm merak edilenler bu röportajda.

‘Loud Like Love’ albümündeki şarkılar Brian Molko’nun solo projesi içindi, ne oldu da bu şarkılar grubun albümüne dönüştü?
Brian Molko: Evdeki stüdyomda, yani bahçedeki barakamda bazı şarkılar üzerinde çalışıyordum. Kendim için bir şeyler bestelemeye çalışıyordum, grubun standardına uygun olması için çabalamadan. Aslında bu şarkıların albüme dönüşmesi kazara oldu. ‘B3’ single’ı için çalışıyorduk stüdyoda. Yapımcımız Adam Noble ile öyle güzel zaman geçiriyorduk ki, kalmak istedik. Bunun üzerine bendeki şarkıları önerdim, denedik. Sonucunda ‘Too Many Friends’, ‘Scene Of The Crime’, ‘Hold Onto Me’ gibi parçaların da içinde bulunduğu bir bölümle albümün yarısını bitirmiştik.

‘Loud Like Love’ iki bölüm halinde kaydedilmiş oldu. Araya bir turne girdi. Turne sonrası albümde değiştirmek istediğiniz bir bölüm oldu mu?

Molko: Onu yapma lüksümüz artık yok. Geçmişte albüm kayıtlarına başlamadan evvel yeni fikirlerimizi çeşitli konserlerde denerdik, seyircinin reaksiyonuna göre fikirler üzerinde oynardık. O turnede yalnızca yeni albümden bir şarkımızı çalabilmiştik. Çok fazla keyif aldığımı söyleyemem turneden. Yeni bir şeyler üzerinde çalışıyorduk, eskiyi tekrarlıyormuşuz hissine kapılmıştım. Kayıtlara geri dönüp albümü bitirmek istiyordum.

Geçen ay Rusya Parlamentosu’nda eşcinsel ilişkilerin propagandasını yapmayı yasaklayan bir yasa geçti. Kendi görüşlerinize karşı politikalarda olan ülkelerde konser vermekle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Olsdal: Dünyanın farklı bölgelerinde çalmaktan hiçbir zaman çekinmedik. Kişisel olarak eşcinsel haklarıyla ilgili daha da aktifleştim. Hissettiğim ve olmam gerektiği gibi daha dürüst ve açığım bu konuda. Çoğu ülkede çoğu zaman insanların devletin politikalarına karşı çıkma gücü yok. Yapabildiğimizi yapıyoruz. Batı toplumları daha açık ve liberal olmalı ama durum böyle değil.
Molko: Yalnızca kendimiz olarak, konserimize gelen insanlar için belli bir duruşu temsil ediyoruz. O tarz yerlerde çalmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir anlamda iyinin gücü oluyorsun. Orada bulunarak ve çalarak toleransı teşvik ediyoruz.

Başarının getirdiği bir mesaj verme sorumluluğu oluyor mu?

Olsdal: Bence politikacılar ve kamusal alanda söz sahibi olanların sorumluluğu var. Biz müzik ve şarkı sözlerimizle hissettiklerimizi yansıtıyoruz. Asıl amacımız oraya gidip politik olmak değil, o Bono’nun işi!

İnsanların provokatif olduğunuzu düşünmesine şaşırıyor musunuz?
Olsdal: Kim olduğumuzu yansıtabilme özgürlüğümüz var, bunu keşfediyoruz. Provoke etme amacımız yok. 90’larda müziğe adım attığımızda, o dönemin genel müzik ortamına uymuyorduk. Kariyerimizde bir hayli dürüst olduğumuzu söyleyebilirim. Bazı insanları kızdırabilir bu durum ama kişiliklerimizin doğalında bu var.

Hegel tarihin özgürlüğün fark edilmesiyle oluşan bir açılım olduğu teorisini ortaya koydu. Bu teori size uyuyor mu?

Olsdal: Müzikal olarak devam ettikçe durum bizim için daha zorlu fakat yarışmaya itici bir hal aldı. Kendimizi tekrarlamamamız ve bizi heyecanlandıran şeyleri bulmamız zorlaştı. Müzik grubu olmak bize kendimizi ifade edebilme özgürlüğü verdi ama bunun zamanla kolaylaştığı anlamına gelmiyor.
Molko: Hâlâ belli bir müzik ve ses üzerine karar verebildiğimizi düşünmüyorum. 1998’de ikinci albümü yayımladığımızda, ‘üçlü güç’ konseptinden sıkılmıştık bile. Sound’umuzu arıyorduk. Her albümle, buna daha da yaklaştığımızı umuyorum. Son albümün bir Placebo şarkısı nasıl olmalı fikrini genişlettiğine inanıyorum.

Peki kesin bir Placebo sound’unu bulabilecek misiniz?
Molko: Durduğumuz zaman -umarım bu çok yakın bir zamanda olmaz- tamamen farklı ve daha önce hiç olmadığımız gibi bir tarz içerisinde olacağımızı umuyorum. Öbür türlü, fazlasıyla hayal kırıklığı içerisinde olacağım. Önceki albümümüz ‘Battle For The Sun’ karanlıktı, şimdikinin ona karşı bir reaksiyon olduğunu hissediyorum. Epey farklı.

Online müzik daha ucuz ve rahatlıkla ulaşılabilir oldu. Bu durum müziği dinleme alışkanlığımızı da değiştirdi mi sizce?

Molko: İnsanlar elektrik akımı gibidir, kolay, hızlı ve kısa olan yolu tercih ederler. Bu, son dönemde çoğu kişide sendroma dönüştü. Kuzey Kore’de üzerine araştırmalar yapılıyor. Bilim insanları bu dijital akıl hastalığının nöronlarla ilişkisini inceliyor. Teknolojinin fazla kullanımıyla ilgili beynimizin sağ tarafı küçülürken sol tarafı büyüyor. Bunun sonucu olarak konsantre olma ve hatırlama yetimiz azalıyor. Uyandığın anda kahveni dahi içmeden önce cep telefonunu kontrol etme durumu çok ilgimi çekiyor. Bunun sanatı sindirme ve ifade etmeyi nasıl etkilediğini merak ediyorum. İyi kaydedilmiş bir albümü dinlerken, bir nevi ona bağlanıyorsun. Odaklanman, oturman ve ciddi anlamda dinlemen gerekiyor, fiziksel bir etkileşim oluşuyor.

“Bilgisayarım gay olduğumu düşünüyor” ve “Çok fazla arkadaşım var” diyorsun albümünde, bu fikirler nereden geldi?

Molko: Bu durum aslında şarkı yazarken başıma geldi. Bilgisayarda karşımda beliren bir reklam bunu düşündürdü bana: “Wow, bilgisayarım gay olduğumu düşünüyor. Ne saçma bir şarkı başlangıç yöntemi!” Aynı zamanlarda bazı arkadaşlarım çok fazla arkadaşları olduğunu düşündükleri için çeşitli sosyal mecralarda kendilerine gelen arkadaş tekliflerini geri çevirmeye başladılar. Bunun üzerine, “Kaç tane arkadaşım var? Arkadaşlık bu günlerde ne anlama geliyor?” soruları üzerine düşünmeye başladım.

Çok kişi sosyal ağları bırakmaya başladı. Onlara karşı mı duruyoruz yoksa takip edildiğimiz paranoyası içerisinde miyiz?

Molko: Amerikan hükümeti tarafından takip edildiğinizi öğrendiğinizde neden şaşırıyorsunuz ki? Kendinizle ilgili o kadar bilgi paylaşmanız sonucunda bunun olmamasını beklemek naiflik olur. Bir başka naiflik ise bu sosyal ağların insanların iyiliği için icat edilmiş olduğuna inanmak. Tüm istedikleri zenginlik. Sorun teknoloji değil, insanlar. İnsanlar uyuşturucular, depresyon ya da bağımlılıklar üzerine yazdığımı söylüyor. Hayır, insanlar üzerine yazıyorum.

40 yaşında bir babasınız, uyuşturucuyu bıraktınız. Bu otomatik olarak müziğinizi daha olgun yapar mı?

Molko: Olgun kelimesi bana cheddar peynirini hatırlatıyor. Tüm bu yaşam tarzı değişikliğim turne yapabilmeye devam etme amacımla ilgili. Bu genç bir adamın işi çünkü!

http://www.radikal.com.tr/hayat/basima_geldi_bilgisayarim_gay_oldugumu_dusunuyor-1145512

 

 

 

Tagged:

Leave A Comment?